19 Kasım 2010 - 20:30

Bugün bazı Iraklı siyasi gruplar, acaba Türkiye’deki hükümetin Sünnilik, askeriyenin de laiklik hassasiyeti ideolojik bir bariyer yaratıp Türkiye’nin Irak’taki çıkarlarının gerektiği şekilde korunmasının önüne mi geçti, diye soruyor.

Ehl-i Beyt Haber Ajansı ABNA- Amerika Birleşik Devletleri, Irak ile imzaladığı güvenlik anlaşması uyarınca Irak’tan kademeli olarak çekilmeye başladığı bir süreçte Irak’ta düzenlenen genel seçimler, hem bölge ülkeleri hem de ABD açısından kritik bir önem taşıyordu. Böylece bölge ülkeleri Amerika’nın Irak’ı işgal etmesiyle kendi aleyhlerine bozulan dengeleri yeniden düzenleyebilme fırsatı yakalayacak; ABD de çekilme sonrası bölgesel düşman İran lehine bir yönetimin Irak’ta iktidarda olmasını engelleyecekti.

Bu çerçevede ABD, başta Suudi Arabistan olmak üzere ılımlı Arap ekseninin başını çektiği Arap ülkeleri ve Türkiye ile bir saha çalışmasına girmeyi planlıyordu. Sürecin işleme şekline bakıldığında projesini ABD’nin planladığı, Suudi Arabistan’ın finanse ettiği ve Türkiye’nin de sahadaki tıkanmalarının önüne geçtiği bir harekât planı uygulandı. Bu bağlamda Amerika, Irak’tan çekilirken Türkiye’ye, Türkiye’nin de lehine olabilecek bir rol alma imkânı tanımış, Suudi Arabistan da bölgesel rakibi İran’dan rövanş alma fırsatını bulmuştu.

Plana göre ABD Irak’tan çekilirken Irak’taki güç dengesi başlangıca geri dönecekti. Bunun için Irak’ta laik ulusalcı Sünnilerin sistemin merkezini kurucu rol oynamasını sağlamak ve Sünnilerin iktidara gelebilmesine Şiilerin de razı olabilmesi için de bir laik Şii aday gerekiyordu. Bunun pratikteki anlamı laik Sünni lider Salih Mutlak ve Usame Nuceyfi ve laik Şii lider İyad Allavi’nin bir araya getirilmesi, Tarık El Haşimi ile de Sünni İslamcıların bu süreci desteklemesi idi.

Saha çalışması

Bu bağlamda laik Sünni ve laik Şii liderlerin bir araya gelmesi işini Türkiye’nin Irak büyükelçisi Murat Özçelik üstelendi; Şii İslamcıların başbakan Erdoğan’a ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na tepkilerini şahsen bildirmelerine rağmen süreç işledi. Üstelik Türkiye, Irak İslam Parti’sinden dışlanan Tarık El Haşimi’nin, planlanan ittifak içerisinde eski partisinin yer almaması şartına da ses çıkarmadı.

Sonuçta El Irakiyye İttifakı’nın temelleri atıldı; laik Şii lider İyad Allavi önderliğindeki ittifak seçimlere girdi ve 325 sandalyeli Irak parlamentosunda 91 sandalye kazandı. Şiilerin yoğun olduğu 9 vilayette sadece 12 milletvekili çıkarabilen El Irakiyye’nin oylarının çoğunluğu Sünni bölgelerden ve Bağdat gibi Sünni ve Şiilerin birlikte yaşadığı başkenttendi

Geçmiş yazılarımızda da belirttiğimiz üzere seçim sonucunda ABD-Suudi Arabistan-Türkiye’nin fiilen desteklediği El Irakiyye listesi birinci, İran’ın fiilen desteklediği Irak Ulusal İttifakı üçüncü, her iki bloğun da söz geçiremediği Hukuk Devleti Listesi de ikinci olmuştu. Sonuçlar üzerinden en pragmatik seçeneklere oynayarak sürekli nüfuzlarını artıran Kürt ittifakı ise dördüncü durumdaydı.

Sonuçların netleşmesi

Bu noktada İran, seçimde ikinci ve üçüncü gelen ittifakı birleştirerek birinci duruma geçti ve Kürtlerle ittifak sağlamaya çalıştı. Buna karşılık karşı blok, El Irakiyye ile Hukuk Devleti İttifakı’nı kendi lehlerine olacak şekilde birleştirmeye, El Irakiyye bloğu ile Kürtler arasındaki sorunları halletmeye ve Şiilerin de belirli bir Başbakan adayı üzerinde anlaşamaması için manevra yapmaya çalıştı. Sonuçta Şii ittifak bölünmedi; Kürtler Şiilerle anlaştı; El Irakiyye ittifakı da oluşan denklemin içerisinde bulunmaya razı oldu.

Bu süreçte Irak’ta Türkiye’nin kazanıp-kazanmadığı, kaybedip-kaybetmediği tartışması kimin Başbakan olup hükümeti kurduğu üzerinden değerlendirildi. Bize göre de Türkiye Irak’ta hükümet kurma sürecinin kazananı olmadığı ama kaybetmedi de. Türkiye, kazanamadı, çünkü süreç sonunda görmek istediği tabloyu göremedi; kaybetmedi çünkü sonuçta ortaya çıkan tablo, Türkiye açısından bir önceki hükümet döneminden kötü değildi. Bununla birlikte Türkiye’nin sonuç itibariyle bazıları yakın vadade bazıları orta vadede bazıları da uzun vadede onarabileceği stratejik kayıplar ortaya çıktı:

1- Türkiye’nin içerisinde bulunduğu plan, Irak’taki Sünni İslamcı grupların denklem dışı kalmasına sebep oldu.

Zira İran karşıtı retorik söylemleri ve para ilişkilerindeki kontrolsüzlüğü gibi nedenlerle Sünni İslamcı Irak İslam Parti’sinden dışlandığı söylenen Tarık El Haşimi, planlanan ittifak için eski partisinin süreç dışında tutulmasını şart koşmuştu. Türkiye de Müslüman Kardeşler kökenli ve Türkiye’nin doğal müttefiki olan bu siyasi oluşumun yeni ittifakta yer alması konusunda ısrarcı olamadı. Böylelikle Türkiye’nin Irak’ta doğal müttefiki sayılabilecek Sünni İslamcı hareket seçimlerde sadece 4 milletvekili çıkarabildi. Haşimi’nin aldığı binlerce oy ise laik Sünni ittifakın meclisteki sandalye sayısını artırmaktan başka bir işe yaramadı.

2- Türkiye’nin içerisinde bulunduğu plan, Kürt-Şii İttifakı’nın yeniden güçlenmesine sebep oldu.

Zira süreç dışında tutulabileceği ve “yeniden aday olmayacağı”nı söylediği Cumhurbaşkanlığı koltuğunu kaybedebileceğinden korkan Celal Talabani tüm gücünü Şii İslamcılarla ittifaktan yana kullandı. Bu da Irak’ta işgal sonrası kurulan ve Türkiye’nin hiç de memnun olmadığı denklemin canlanmasına neden oldu ve Kürt İttifakı ile Şii İttifakın ilişkileri Irak’ın ilk işgal edildiği günlerdekine benzer şekilde yeniden canlandı.

3- Türkiye’nin içerisinde bulunduğu plan, Kürtlerin taleplerinde aşırı gitmesine ve Şii ve Sünni Arapların bu taleplerine kabul etmesine sebep oldu.

Zira hükümetin kurulmasın noktasında önlerindeki uluslar arası baskıyı aşmanın tek yolunu Kürtlerle ittifak olarak gören Şiiler ve Şiilere karşı dengeyi kurmak zorunda kalan Sünni Araplar seçim propagandalarının aksine Kürtlerin taleplerini kabul etmek durumunda kalmışlardı. Bu denklemi fırsat bilen Kürtler, talep listesiyle Şii İttifakı ile Sünnilerin ağırlıkta bulunduğu ittifakın önüne çıktı ve birbirlerine rakip her iki ittifak da ulusal saydıkları pek çok konuda geri adım attı.

4- Türkiye’nin içerisinde bulunduğu plan, Türkiye’nin Nuri El-Maliki gibi bir müttefik profili ile güven ilişkilerini zedeledi.

Zira Irak Başbakanı Maliki, Irak’ta nüfus itibariyle çoğunluğa sahip olan Şiilerle Türkiye’nin ittifak halkası olabilecek nitelikteydi. Bu güçlü halka, İran’daki velayet-i fakih çizgisini takip etmeyen, bu çizgiye mesafeli yaklaşan Ayetullah Seyyid Ali Sistani’ye yakın; Iraklı kimliği güçlü; aydın-entelektüel yerli Şiileri temsil ediyordu. Nitekim Maliki çizgisi, Irak tablosu içerisinde Irak Şiiliği ile doğal ve yapısal bir ilişkisi olmayan laik Şii lider İyad Allavi’ye göre çok daha gerçekçiydi.

5- Türkiye’nin içerisinde bulunduğu plan, Türkiye’nin Irak’taki tüm taraflara eşit olduğunu savunan iddiasını ortadan kaldırdı.

Zira Türkiye, Irak'ta Şiilere oynayan İran, Sünnilere oynayan Suudi Arabistan ve Kürtleri kontrollü olarak güçlendiren Amerika’dan farklı bir aktördü ve Iraklıların bütünü söz konusu olduğunda kabul edilebilir bir taraftı. Şiiler, Suudi Arabistan Sünniliği yerine Türkiye Sünniliğini; Sünniler, İran nüfuzu yerine Türkiye nüfuzunu; Kürtler de Batıya açılan bir koridor olarak Türkiye’yi tercih ediyordu. Ancak son süreçte Türkiye, Iraklı Şiiler ve Kürtler nezdinde tüm taraflara eşit değil, bazı taraflara daha eşit olan bir aktöre dönüştü.

Nitekim Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’na gönderdiği hükümet sözcüsü Ali Dabbağ ile iki kez bu hususta uyarılarda bulunmuştu.

Alternatif imkânı

Türkiye, oyun kurucu bir ülke olarak, yukarıda da bahsettiğimiz gerekçelerle bir Sünni-Şii ittifakına oynasaydı; böyle bir ittifak Maliki- Nuceyfi-Samarrai gibi liderleri buluşturabilecek; Irak’ta Cumhurbaşkanı Türkiye’nin istediği gibi Sünni Arap, Başbakan ise ABD ve İran’a mesafe koymuş bir Nuri Maliki olacaktı. Nitekim kendi adayları Allavi ve Abdulmehdi’yi Iraklı gruplara kabul ettiremeyen ABD ve İran da Türkiye’nin tercihine dönecekti.

Sonuçta Sünniler Türkiye müttefiki olan doğal kanadı ile siyasi sürecin gerçek ortağı olacak; Sünni İslamcılar süreçten güçlenerek çıkacak; Kürtler aşırı taleplerde bulunmadan siyasi sürece katılacak; Irak’ı parçalayabilecek bir Kürt-Şii ittifakı yerine Irak’ı bir arada tutacak bir Sünni-Şii İttifakı ortaya çıkacak; Irak Şiiliği ile en doğru kanaldan güçlü bir ilişki kurulacak ve Türkiye’nin Sünni-Şii ittifakını siyasi gerginliği yumuşatma gerekçesiyle açıklayabileceği bir zeminde tarafsızlık korunmuş olabilecekti.

Bugün bazı Iraklı siyasi gruplar, acaba Türkiye’deki hükümetin Sünnilik, askeriyenin de laiklik hassasiyeti ideolojik bir bariyer yaratıp Türkiye’nin Irak’taki çıkarlarının gerektiği şekilde korunmasının önüne mi geçti, diye soruyor.